Anadolu arısına etmedik hakaret bırakmayan vatandaşların, saf Anadolu arı satışına hazırlandığını duyuyoruz.
Dün çıplak ve verimli arıcılık için izinsizce Almanyadan getirilen ana arıların foyası çıkınca, saf Anadolu arısı
Reklamı çıktı ortaya. Tıpkı bal reklamları gibi.
Islah konusunu sadece bir tohumlama aleti ile çözebilseydik keşke.
Bunca zamandır hakaret ettikleri Anadolu arısının saf olarak ellerinde bulunduğunu açıklamaları bile aslında
bu insanların nasıl bir para cambazı olduğunun kanıtıdır.
Bir sezon içinde hem tohumla aleti hem ıslah çalışması hemde ıslah edilmiş bir Anadolu arısı..
Bunlar bir sezon içerisinde olabilir mi?
Karniyol arısı pazarlaması devam ederken Anadolu arısı mı kaldı hepsi melezlendi diyerek bilim insanlarına
ver yansın et.
Ardından bir tohumlama aletini yaptırdığın sene Anadolu arısının safı bende diye reklama başla.
Ticaretine dini duyguları dahil edenleride kınıyorum. Ayıptır. Din ile dini görevlerin yerine getirildiğine dair
Reklamlar ile pazarlama yapılmaz. Bu ahlaksızlıkıtr.
5 Şubat 2012 Pazar
2 Şubat 2012 Perşembe
Egede kar yağışı
Sabah biraz daha fazla idi. Azıcık kar bile çocukları neşelendirmeye, tüm dünyayı unutmalarına yetiyor. Sırf bu yüzden çocuk olmak istiyorum. Maziye geri dönüp. Hiç büyümemek..
18 Aralık 2011 Pazar
Uzun bir ara ve ardından apiterapi semineri
Dr Cristina Mateescu Balın apiterapide kullanım alanlarını anlatıyor.
Çeviriyi yapan Prof. Dr. Muhsin DOĞAROĞLU.
Uzun zamandır ihmal ettiğim bloğa bir şeyler karalamanın zamanı geldi geçiyor.
Zaman durmadan koşturuyor hayatlarımız üzerinde. Biz ne derece ayak uyduruyoruz bilemiyorum.
Son dönemde pek çok gelişme oldu.
Müzemizde inşaat devam ederken, gelen giden eksik olmuyor.
Zaman nasıl geçiyor anlamıyorum.
Bu arada arılarda işler yavaşlasa da bitmiş değil.
Halk Eğitim Merkezimiz ile birlikte üçüncü arıcılık kursumuz için hazırlıklar devam ediyor.
Nasip olursa bu kurs havalardan dolayı uygulama imkânı olmadığı için şu an aktif olarak
Arıcılık yapan ancak arıcılık belgesi olmayan üreticilerin ağırlıkta olduğu bir kurs olacak.
Yine bahar aylarının gelmesi ile bir kaç değişik projeyi uygulamaya koymak niyetindeyiz.
Umarım ki yapacaklarımız arıcılarımıza fayda sağlar ve arıcılık sektöründe ülkemizin farklı
Yerlerinde bizimkilerden çok daha iyi projeler ve uygulamalar yapılmasına bir küçük örnek olur.
Müzemize gelen öğrenciler.
Çine Arıcılık Müzesinde Ekoloji Temelli Doğa Eğitimi Sonuç ve Değerlendirme Toplantısı
Fotoğraftakiler
Doç. Dr. Emine Didem Evci Kiraz ADÜ Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı ABD
Öğr. Gör. Emine İnci ADÜ Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü
Yrd. Doç. Dr. Ruken Akar Vural ADÜ Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü
Öğr. Gör. Mustafa Kösoğlu ADÜ Çine Meslek Yüksekokulu, Arıcılık Programı
Hüseyin Basri ÇALIŞKAN
Prof. Dr. Özhan Boz ADÜ Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü
Prof. Dr. İbrahim Gençsoylu ADÜ Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü
Tüm hocalarımı bu güzel proje için tebrik ediyorum.
Projenin tüm ekibini bu bağlantıdan görebilirsiniz.
http://www.cametde.com/ekip.php
Çine Madranspor takımımızın müzemizi ziyareti.
23 Kasım 2011 Çarşamba
24 Şubat 2011 Perşembe
6 Şubat 2011 Pazar
Mevsimsel durgunluk
Tüm arıcılara selamlar.
Üzün zamandır bilgisayar başında olduğum halde bu bloğu ihmal ettik. Bir şeyler yazmak gerekiyordu aslında bilgi sahibi olunması gereken o kadar çok konu var ki, bunları araştırırken bildiklerimizde paylaşmak gerekiyor ama yapamıyoruz. Bu anlamda affınıza sığınıyoruz. Bulunduğum yer ( Çine / Aydın ) çok soğuk olmasa da bir iki gece kendisini don olarak hissettirdi soğuklar. Ardından öğlen sıcaklıkları yine yüksek değerlere çıktı. Bu havada arılar içini risk oluşturuyor aslında. Özellikle bulutlu havalarda soğuk hava akımına yakalanıp dışarıda kalan tarlacılar bir bir tükeniyor. Penceremin önündeki hurmanın bir demet halinde toplu olarak açan çiçeklerinde öğlen saatlerini bir bayram neşesi içinde geçiren arılar o an bir bulut güneşi kapattığında çiçek demetinin içine gömülüyor, dışarıda kalıp rüzgâra yakalananlar çimenlerin üzerine serili veriyor. Bölge arıcısının çam alanlarından getirdikten sonra kaderine bıraktığı kolonilerin sönmesi her sene biraz daha bilinçlenen arıcılar sayesinde azalsa da artık bu tür koloni ölümleri yaşanmıyor demek için çok erken. Yapılan en büyük hataların bazıları.
Arının çam alanlarında hırpalandığı hesaba katılmayarak mümkün olan en çok balı alma düşüncesiyle arının son ana kadar polen sıkıntısı olan çam alanında tutulması,
Ilık havalarda kesilmeyen yavruya güvenilerek 3 er çerçeve ile kışlayan kolonilere fazla çerçeve bırakılması geç gelen soğuklar hesaba katılmadan arıda az besin bırakılması
Hastalık ve zararlılarla mücadelenin umursanmamasını sayabiliriz.
Bu şartlar altında Muğla arısını bir başka arı ile kıyaslayanların bu bölgede arıcılık yapmalarını Muğla arısını yerinde görmelerini önemle rica ediyorum.
Her sene kışın 3 ila 4 çerçevede kışlayıp,
Havalandırması zayıf uçuş delikleri bile oldukça kısa olan kovanlarda yaşayıp baharda
Hem arı bölünen, ( zira kayıplar giderilmeli) hem de hemen ardından yakın tarihte hayıt bitkisinin nektarına yetişmesi için zorlanan,
O nektar akımı ardından daha kendisini bile toplayamadan ( yavrulu çerçevelerin süzülmesini söylemiyorum bile ki içim gidiyor) çam alanlarına taşınan
Arada hakkı ile zararlı mücadelesi yapılmayan, çok çok iki sefer duman verilen arıyı
Yabancı bölgelere götürüp kötü yönetim şartları altında oğulcudur saldırgandır diyerek beğenmeyen arıcılarımızın eksik yada hatalı düşündükleri söylemek sanırım yanlış olmaz.
Burada bir noktayı belirtmek istiyorum. Yazdıklarım çevremde gördüklerimdir. Düzgün arıcılık uygulamaları yapıp arılarını gereği gibi bakan arıcılarımız bunlara itiraz edebilir belki. Önümüzdeki sezon gelip birkaç arılık gezerek durumu kendi gözleri ile görürlerse yazıma hak vereceklerdir. Bulunduğum yerde arı kışlatıp başka illere giden göçer arıcılarımızın da yaptıkları hatalar olmakla beraber onlar genelde melez arı ile çalıştıkları için bazı sıkıntıları farklı yaşıyorlar ve kendilerine göre çözümleri var.
Bazı ırklara ait ana arıları ( söylenen ırka ait midir tartışılır) çok katlı kışlayıp önüne gelen her nektarı süpürüp bal yapacak diyerek şişirerek satmaya çalışan vatandaşlara yönelen arıcıların en azından bölgemizin koşullarını düşünerek hareket etmelerini yaklaşan bahar ayları ile sağdan soldan gelen şu ırkta anarı talepleriniz alınır. Efendim şu kadar daha çiftleştirme kutusu yaptık. Satın aldık Kapasitemizi arttırdık hikâyelerini dinlemeden önce kendi arılıklarındaki arının isteklerini ne kadar karşılayabildiklerini kendilerine sormalarını tavsiye ediyorum.
Elinde bir ırkın ana arısı sevinçle yanıma gelen arıcı arkadaşım bana: Bak aldım en sonunda bu arı 2 üstlük bal yapıyor demişti. O zaman bu sorunları bilmediğim ( Egede arıcılığı ve alt yapı eksiklerini) için aklıma gelmemişti sahi bizim arılıklarda her kovana kaç ballık düşüyor. O gözlerindeki ışıltı hiç sönmesin isterdim. Ama maalesef o ananın yerini çoktan başkası aldı. Arkadaşın iki kat balda beslemekle doyuramıyorum dediği arısına şeker olup aktı.
Görünen o ki
Arı kadar arıcılık bilgisinin de önemi olduğunu bıkmadan usanmadan anlatacağız artık arıcılarımıza…
Birde her imkânda ıslahtan, ıslah edilmiş ırklardan bahsederken oralara ülkemizden giden arı hatlarının en büyük çalışma alanı olduğunu unutmasın kimse.
Türkiye’nin her bölgesinde arılar melezdir izole bölgeler bile yalandır diye bağıran USTA arıcılarımız nasıl oluyor da yurt dışından getirdikleri SAF ların larvalarını, Yoktur yalandır diye saatlerce yayın yaptıkları Anadolu arısının Eğe eko tipi olarak anılan MUĞLA yöresinin arılarına besleterek bu YURTDIŞINDAN GELEN ARI İLE AYNIDIR ( yada F1.2..3) DİYE SATAR. ANLAMAK ZOR. Boş kaldıkça melez karşıtı yayın yaparken bir yandan da anakentlerin merdiven altlarında dışarıdaki arılardan uzak mı yetiştiriliyor bu arılar. Belki de seralar içerisinde çiftleşiyorlar.
Birileri almış eline bir borazan çalıyor. Borazan çalmak yasak değil ya çalsınlar bakalım. Kimisi diyor ki bizi sen uyandırdın Allah razı olsun. Dışarıdan bakınca bizde ilk anda öle düşündük ama hataları anlamak da iyi. Arıcılığımız için çalışana her zaman elimizden geldiğince destek olmak en büyük arzumuz. Ama görüyoruz ki cep doldurma ve çıkar mücadelesi içinde bilim insanlarına sataşarak ben buradayım beni de duyun diyenler de var aramızda. Üzülüyoruz hali ile. Üzülüyoruz ama doğru bildiğimizi söylemekten vazgeçecek de değiliz.
Kimsenin ne ticareti nede yaptığı beni rahatsız ediyor. Rahatsız olduğum konu google çeviri ile makale çevirip onu da yanlış yorumlayanların sürekli olarak bilim insanımız şöyle, üniversitemiz şöyle, diyerek kendilerine piyasa yapmaya çalışmaları. Arıcılığa başladıkları yıllarda kitaplarını eserlerini kaynak diye kullandıkları, bilemedikleri pek çok konuyu danıştıkları insanları, arıclığıımza çok fazla emeği geçmiş insanları şimdi maddi çıkarlarına uymuyor diye kötülemeleri gerçekten garip geliyor bana..
Üzün zamandır bilgisayar başında olduğum halde bu bloğu ihmal ettik. Bir şeyler yazmak gerekiyordu aslında bilgi sahibi olunması gereken o kadar çok konu var ki, bunları araştırırken bildiklerimizde paylaşmak gerekiyor ama yapamıyoruz. Bu anlamda affınıza sığınıyoruz. Bulunduğum yer ( Çine / Aydın ) çok soğuk olmasa da bir iki gece kendisini don olarak hissettirdi soğuklar. Ardından öğlen sıcaklıkları yine yüksek değerlere çıktı. Bu havada arılar içini risk oluşturuyor aslında. Özellikle bulutlu havalarda soğuk hava akımına yakalanıp dışarıda kalan tarlacılar bir bir tükeniyor. Penceremin önündeki hurmanın bir demet halinde toplu olarak açan çiçeklerinde öğlen saatlerini bir bayram neşesi içinde geçiren arılar o an bir bulut güneşi kapattığında çiçek demetinin içine gömülüyor, dışarıda kalıp rüzgâra yakalananlar çimenlerin üzerine serili veriyor. Bölge arıcısının çam alanlarından getirdikten sonra kaderine bıraktığı kolonilerin sönmesi her sene biraz daha bilinçlenen arıcılar sayesinde azalsa da artık bu tür koloni ölümleri yaşanmıyor demek için çok erken. Yapılan en büyük hataların bazıları.
Arının çam alanlarında hırpalandığı hesaba katılmayarak mümkün olan en çok balı alma düşüncesiyle arının son ana kadar polen sıkıntısı olan çam alanında tutulması,
Ilık havalarda kesilmeyen yavruya güvenilerek 3 er çerçeve ile kışlayan kolonilere fazla çerçeve bırakılması geç gelen soğuklar hesaba katılmadan arıda az besin bırakılması
Hastalık ve zararlılarla mücadelenin umursanmamasını sayabiliriz.
Bu şartlar altında Muğla arısını bir başka arı ile kıyaslayanların bu bölgede arıcılık yapmalarını Muğla arısını yerinde görmelerini önemle rica ediyorum.
Her sene kışın 3 ila 4 çerçevede kışlayıp,
Havalandırması zayıf uçuş delikleri bile oldukça kısa olan kovanlarda yaşayıp baharda
Hem arı bölünen, ( zira kayıplar giderilmeli) hem de hemen ardından yakın tarihte hayıt bitkisinin nektarına yetişmesi için zorlanan,
O nektar akımı ardından daha kendisini bile toplayamadan ( yavrulu çerçevelerin süzülmesini söylemiyorum bile ki içim gidiyor) çam alanlarına taşınan
Arada hakkı ile zararlı mücadelesi yapılmayan, çok çok iki sefer duman verilen arıyı
Yabancı bölgelere götürüp kötü yönetim şartları altında oğulcudur saldırgandır diyerek beğenmeyen arıcılarımızın eksik yada hatalı düşündükleri söylemek sanırım yanlış olmaz.
Burada bir noktayı belirtmek istiyorum. Yazdıklarım çevremde gördüklerimdir. Düzgün arıcılık uygulamaları yapıp arılarını gereği gibi bakan arıcılarımız bunlara itiraz edebilir belki. Önümüzdeki sezon gelip birkaç arılık gezerek durumu kendi gözleri ile görürlerse yazıma hak vereceklerdir. Bulunduğum yerde arı kışlatıp başka illere giden göçer arıcılarımızın da yaptıkları hatalar olmakla beraber onlar genelde melez arı ile çalıştıkları için bazı sıkıntıları farklı yaşıyorlar ve kendilerine göre çözümleri var.
Bazı ırklara ait ana arıları ( söylenen ırka ait midir tartışılır) çok katlı kışlayıp önüne gelen her nektarı süpürüp bal yapacak diyerek şişirerek satmaya çalışan vatandaşlara yönelen arıcıların en azından bölgemizin koşullarını düşünerek hareket etmelerini yaklaşan bahar ayları ile sağdan soldan gelen şu ırkta anarı talepleriniz alınır. Efendim şu kadar daha çiftleştirme kutusu yaptık. Satın aldık Kapasitemizi arttırdık hikâyelerini dinlemeden önce kendi arılıklarındaki arının isteklerini ne kadar karşılayabildiklerini kendilerine sormalarını tavsiye ediyorum.
Elinde bir ırkın ana arısı sevinçle yanıma gelen arıcı arkadaşım bana: Bak aldım en sonunda bu arı 2 üstlük bal yapıyor demişti. O zaman bu sorunları bilmediğim ( Egede arıcılığı ve alt yapı eksiklerini) için aklıma gelmemişti sahi bizim arılıklarda her kovana kaç ballık düşüyor. O gözlerindeki ışıltı hiç sönmesin isterdim. Ama maalesef o ananın yerini çoktan başkası aldı. Arkadaşın iki kat balda beslemekle doyuramıyorum dediği arısına şeker olup aktı.
Görünen o ki
Arı kadar arıcılık bilgisinin de önemi olduğunu bıkmadan usanmadan anlatacağız artık arıcılarımıza…
Birde her imkânda ıslahtan, ıslah edilmiş ırklardan bahsederken oralara ülkemizden giden arı hatlarının en büyük çalışma alanı olduğunu unutmasın kimse.
Türkiye’nin her bölgesinde arılar melezdir izole bölgeler bile yalandır diye bağıran USTA arıcılarımız nasıl oluyor da yurt dışından getirdikleri SAF ların larvalarını, Yoktur yalandır diye saatlerce yayın yaptıkları Anadolu arısının Eğe eko tipi olarak anılan MUĞLA yöresinin arılarına besleterek bu YURTDIŞINDAN GELEN ARI İLE AYNIDIR ( yada F1.2..3) DİYE SATAR. ANLAMAK ZOR. Boş kaldıkça melez karşıtı yayın yaparken bir yandan da anakentlerin merdiven altlarında dışarıdaki arılardan uzak mı yetiştiriliyor bu arılar. Belki de seralar içerisinde çiftleşiyorlar.
Birileri almış eline bir borazan çalıyor. Borazan çalmak yasak değil ya çalsınlar bakalım. Kimisi diyor ki bizi sen uyandırdın Allah razı olsun. Dışarıdan bakınca bizde ilk anda öle düşündük ama hataları anlamak da iyi. Arıcılığımız için çalışana her zaman elimizden geldiğince destek olmak en büyük arzumuz. Ama görüyoruz ki cep doldurma ve çıkar mücadelesi içinde bilim insanlarına sataşarak ben buradayım beni de duyun diyenler de var aramızda. Üzülüyoruz hali ile. Üzülüyoruz ama doğru bildiğimizi söylemekten vazgeçecek de değiliz.
Kimsenin ne ticareti nede yaptığı beni rahatsız ediyor. Rahatsız olduğum konu google çeviri ile makale çevirip onu da yanlış yorumlayanların sürekli olarak bilim insanımız şöyle, üniversitemiz şöyle, diyerek kendilerine piyasa yapmaya çalışmaları. Arıcılığa başladıkları yıllarda kitaplarını eserlerini kaynak diye kullandıkları, bilemedikleri pek çok konuyu danıştıkları insanları, arıclığıımza çok fazla emeği geçmiş insanları şimdi maddi çıkarlarına uymuyor diye kötülemeleri gerçekten garip geliyor bana..
26 Aralık 2010 Pazar
Arıcılık kaynakları
Sayın Enver ÖDER'in kitaplarını çok uzun zamandır aramaktayım . Elime gecen fotokopi ve ders notları Ana arı yetiştiriciliği, Arıların beslenmesi, Uygulamalı arıcılık,arı hastalıkları gibi bir çok kitabı olduğunu çok sayıda araştırma ve yazısı olduğunu kendisinin Fethiye arıcılık araştırma enstütüsünü kurduğunu öğrenmeme rağmen piyasada kitaplarını bulmak nerede ise imkansız. İnternet üzerinde buldugum Arı hastalıkları kitabını aldım düne elime geçti ve kitaba baktığımda artık yeni kitapları okumama kararı alacaktım neredeyse. Bal arısı gibi önemli bir canlının hakkında çok daha fazla yayın olmasını bekliyoruz .Ama bu yayınların kalitesini ne belirliyor. Ben sayın Enver ÖDER i sizlere tavsiye ediyorum. Kendisinin ilk tanıştığım kitabı olan Uygulamalı Arıcılık kitabını şidddetle okumanızı istiyorum . İnternet üzerinde satış yapan bir tek yer var ve ben bu kitabı zar zor hocanın kendisine ulaşarak temin edebilmiştim. . Gerçekten piyasadaki pek çok eserin üzerinde bir kitap yazmış değerli hoca.Çeviri ve litaratür konusunda da ders verecek nitelikte . Sayın Enver ÖDER in Bal arılarının beslenmesi , Uygulamalı ana arı yetiştiriciliği kitapları elinde olup satmak isteyen var ise talibim bu kitaplara bana ulaşabilirsiniz. Arıcılık konusunda her türlü yayına ihtiyaç ve merakım devam ediyor. Bu konuda yayınlayanan eserlerin sahiplerine sonsuz teşekkür ediyoruz her daim. Ama Sayın Enver ÖDER'in kitapları kadar doyurucu kaynaklar oldukça az. Gercek anlamda araştırma ve bilgiyi içeren bu yayınların eski baskılarını bile mumla arar olduk.( Sayın prof. Muhsin DOĞAROĞLU'nu da tebrik etmek ve hatırlatmak isterim. ) ....
Enver ÖDER 0505 246 73 79 -0 232 374 39 42 numaralı telefonlardan hocanın kendisinden son kitabını isteyebilirsiniz.... Arıcılık konusunda çalışmayan üretmeyen bilim adamlarından şikayet ile bahsederken elimizdeki değerlerin kıymetini bilmiyor ve arıcılar olarak bu kaynakları üreten didinen kimselere gerekli değeri vermiyoruz. Oysa her fırsatta onların kitaplarını okuyor çocuklarımıza okutuyoruz. Lütfen Bilim Adamlarımızı, Hocalarımızı karalamayı bırakalım . Unutmayalım. Unutturmayalım onları.
13 Aralık 2010 Pazartesi
HAKARET
http://www.belgenet.com/yasa/tck/125-131.html
ALİ TÜRK TARAFIMDAN ŞAHSIMA YAPILAN HAKARET.
https://www.blogger.com/comment.g?blogID=797778084482600879&postID=3689370817670190886&isPopup=true
ERZİNCANLI ARICI VECDİ TARAFINDAN ŞAHŞIMA YAPILAN HAKARET
http://vecdikucukyilmaz.blogspot.com/2010/11/ulkemizin-ana-ari-ihtiyaci-ne-kadar.html
Bu gün itibari ile bu iki yazı için avukata gittiğimde yukarıda yayınladığım kanuna istinaden bu iki kişi için ayrı ayrı olmak üzere 14 er bin TL tazminat talep edebileceğimi. Bu mahkemeyi de %80 kazanacağımı ayrıca bu kişilerin ben hariç diğer kişi ve kurumlara (üniversiteler, bilim adamları ) yapmış oldukları hakaretler ile ilgili olarak aynı yayınlarda ( blog ve internet siteleri ) özür dilemesi ve yine bu kişilerin internette kendi adlarını kullanarak yayın ve satış yapmasının engellenmesi ne hüküm edileceğine.
yurt dışından kaçak yolla canlı arı getiren, bu arıları izinsiz olarak üretip satan, öğretim kurumları dışında belgesiz olarak suni tohumlama çalışması yada girişimi yapan, bu yolla vergisiz kazanç sağlayanlar hakkında 38 bin TL den başlamak üzere ayrı bir kamu davası açılabileceğini yine bu kişilerden ana arı alıp zarar ettiklerini beyan edenlerin olması durumunda zararlarının ilgili kişilerce giderilmesine karar verilmesinin çok büyük bir ihtimal olduğunu öğrenmiş bulunmaktayım .. İlgili başvuruları bu gün yapacaktım ancak benim bu kişilerden para alma bir gibi bir düşüncem yok. Bu kişilerin yaptıklarının yasal olmadığı, herkesin hakkını araması gerektiğini düşünerekten yinede dava açmalı mıyım bilmiyorum. Ama açacağım davanın insanların arıcılık ile uğraşmalarına engel olması durumu beni üzüyor. İlgili kişilere mail ve bloğları yolu ile yolladığım yazılarda durumu anlattım. blog ve internet sitelerinde yapmış oldukları hakaretler için şahsımdan ve tüm bilim adamlarından ve kurumlardan özür dilemeleri benim için yeterlidir. Şimdi yazımım muhatabı kişiler diyecekler ki bu ülkede çalışan didinen sevilmez. Meyve veren ağaç taşlanır. Ben kimseyi taşlamıyorum ve sevmemezlik etmiyorum. Sadece bundan sonra hakkımı ve arıcıların haklarını yasal olarak arayacağım. Bunu belirtiyorum.
ALİ TÜRK TARAFIMDAN ŞAHSIMA YAPILAN HAKARET.
https://www.blogger.com/comment.g?blogID=797778084482600879&postID=3689370817670190886&isPopup=true
ERZİNCANLI ARICI VECDİ TARAFINDAN ŞAHŞIMA YAPILAN HAKARET
http://vecdikucukyilmaz.blogspot.com/2010/11/ulkemizin-ana-ari-ihtiyaci-ne-kadar.html
Bu gün itibari ile bu iki yazı için avukata gittiğimde yukarıda yayınladığım kanuna istinaden bu iki kişi için ayrı ayrı olmak üzere 14 er bin TL tazminat talep edebileceğimi. Bu mahkemeyi de %80 kazanacağımı ayrıca bu kişilerin ben hariç diğer kişi ve kurumlara (üniversiteler, bilim adamları ) yapmış oldukları hakaretler ile ilgili olarak aynı yayınlarda ( blog ve internet siteleri ) özür dilemesi ve yine bu kişilerin internette kendi adlarını kullanarak yayın ve satış yapmasının engellenmesi ne hüküm edileceğine.
yurt dışından kaçak yolla canlı arı getiren, bu arıları izinsiz olarak üretip satan, öğretim kurumları dışında belgesiz olarak suni tohumlama çalışması yada girişimi yapan, bu yolla vergisiz kazanç sağlayanlar hakkında 38 bin TL den başlamak üzere ayrı bir kamu davası açılabileceğini yine bu kişilerden ana arı alıp zarar ettiklerini beyan edenlerin olması durumunda zararlarının ilgili kişilerce giderilmesine karar verilmesinin çok büyük bir ihtimal olduğunu öğrenmiş bulunmaktayım .. İlgili başvuruları bu gün yapacaktım ancak benim bu kişilerden para alma bir gibi bir düşüncem yok. Bu kişilerin yaptıklarının yasal olmadığı, herkesin hakkını araması gerektiğini düşünerekten yinede dava açmalı mıyım bilmiyorum. Ama açacağım davanın insanların arıcılık ile uğraşmalarına engel olması durumu beni üzüyor. İlgili kişilere mail ve bloğları yolu ile yolladığım yazılarda durumu anlattım. blog ve internet sitelerinde yapmış oldukları hakaretler için şahsımdan ve tüm bilim adamlarından ve kurumlardan özür dilemeleri benim için yeterlidir. Şimdi yazımım muhatabı kişiler diyecekler ki bu ülkede çalışan didinen sevilmez. Meyve veren ağaç taşlanır. Ben kimseyi taşlamıyorum ve sevmemezlik etmiyorum. Sadece bundan sonra hakkımı ve arıcıların haklarını yasal olarak arayacağım. Bunu belirtiyorum.
5 Aralık 2010 Pazar
son günlerdeki bu gereksiz tartışmalara vermiş olduğum cevaplar
Yazılarım ilgili bloğlarda yorum onayını bekliyorlar. Konunun tek başlıklatında okunabilmesi için ben burada yazmadım o cevapları. Zaman akıp gidiyor. Umarım bloğ sahipleri cevaplarımı yayınlar Bu tartışmalarda bizi bir yerlere götürür...
4 Aralık 2010 Cumartesi
Arıcılık ta başarı, ırklar ve yapılanlar
Ülkemizde arıcılık faaliyetinde başarı kelimesi çok bal almak olarak düşünülmekte, benim arım var diyen kişiye ilk sorulan soru:
- Ne kadar bal aldın?
Olmaktadır. Genel anlamda ülkemiz arıcılığı uzun zamandır bal üretimine ağırlık vermiş, ancak üretilen balın bile temiz ve doğru şartlarda tüketiciye ulaşması arka planda kalmıştır.
Bu gün gelinen noktada arıcılarımız farklı arı ürünlerinin değerini kavramakta ve arıcılığı bal üretmek olarak algılayan düşünceden giderek uzaklaşmaktadır.
Köklü değişimlerin yaşandığı hemen her alanda olduğu gibi arıcılıkta da bilgi kirliliği yaratarak günlük kar elde etme düşüncesi ile yapılan girişimler artmaktadır.
Son yıllarda medyada ve internet sitelerinde yapılan, arı ürünleri sağlık getirdi. Arı sütü kansere çare oldu gibi insanların en sıkıntılı olduğu alanlarda umut ışığı haberler ile yayılan ve insanların bilinçsizce bu ürünlerin nasıl üretildiğini, nasıl korunduğunu, hangi amaçla nasıl ve ne miktarlarda tüketilmesi gerektiğini bile bilmeden tüketmesi sağlanmış ve ülkemiz bu konuda önemli bir Pazar haline gelmiştir.
Okunulan haberler üzerinde birkaç dakika düşünüldüğünde görülmektedir ki bu haber ve yayınlar sadece tüketimi teşvik etmekte ancak bu ürünlerin kaliteli üretimi, ürünün aynı kalitede korunması, tüketiciye ulaştığında doğru şekilde tüketilmesi hakkında bilgi içermeyip sadece tüketim toplumunu körüklemektedirler.
Maalesef aynı durum arıcılığın olmazsa olmazı olan ana arı üretimi ve satışında hızla devam etmektedir.
Burada oyun ırklar üzerinden oynanmakta
Arıcılığı ileri gitmiş ülkelerde uzun çalışmalar sonucu ıslah edilmiş, kendi iklim şartlarına ve arıcılık bilgilerine uygun, o ülke ve arıcı şartlarında verimli olan arı ırkları bizim ülkemize ( genellikle kaçak olarak) getirilerek üzerinde yeterli araştırma yapılmadan arıcılık konusunda gerekli eğitim, bilgi ve beceriye sahip olmayan fakat pazarlamacılık yönü gelişmiş kişilerce
Çok bal ürettiği, çok sakin olduğu, çok hızlı geliştiği gibi söylemlerle ve yurt dışı kaynaklı video ve çevirilerle desteklenerek yurt içinde bulunan ana arı üretme ve pazarlama yetkisine sahip kuruluşların çok daha üzerinde fiyatlara satılmaya çalışılmaktadır. Bu kaçak üreticilerle ve destekçileri ile girilen diyaloglarda savunmaları
- Kayıtlı izinli satış yapılan yerlerde üretilen ana arıların kalitesizliği gibi basit suçlamalardan ileriye gitmemektedir.
Kaldı ki
Bu devletten izin almış kurumlar ve üreticiler kalitesiz ana arı üretiyorsa kullananlar gerekli yerlere şikâyet edip haklarını arama şansları var iken tamamen yasa dışı yollarla ana arı üretimi yapan kişilerden alınan ana arıların garantisini kim verebilir ve hak aranacak makamlar nereleridir? Gibi net bir soruda ortada bulunmaktadır.
Oysa ülkemiz 100 yıllık kaynaklarda bile bir arı cenneti olarak tanımlanmaktadır. İçinde bulunduğumuz topraklarda yabancılar tarafından ıslah edilmiş arı ırklarına ihtiyacımız olmadığı gibi birçok arıcımızın temel verimsizlik sorunu arı ırkı değildir. En temel sorun arıcımızdaki bilgi eksikliğidir.
Gelinen noktada her arıcı kendisini arı ıslahı ve verimli ırk geliştirme konusunda çalışmak zorunda görmekte elindeki arının ihtiyaçlarını zamanında ve eksiksiz karşılayabilmenin, ürettiği arı ürünlerinin çeşit ve kalitesini arttırmanın yollarını düşünmek yerine arı ırklarını ıslah etmenin süper arılar üretmenin yollarını aramaktadır. Bu beyhude düşünceler bizleri harika ırk satan fırsatçılarla karşı karşıya getirmektedir.
Çok üzülerek görmekteyiz ki arıcılığı hobi düzeyinde yapan birçok vatandaşımız bu ırklara ilgi duymakta ve yüksek paralar ödeyerek sahip olmaktadır.
Ancak bu değerli arıcılarımızın gözden kaçırdıkları bir husus
Bu ırkları getirip burada üretip satanlar melez ana arı sattıklarını söylemekte olsalar bile arılıklarındaki ve etraflarındaki arı ırklarını denetleme imkânı olmadığı için ürettikleri ana arıların özellikleri hakkında bir bilgi sahibi değildirler ve olamazlarda.
Üzülerek görmekteyim ki işlerinden arta kalan zamanı arıcılık gibi güzel bir uğraşı ile dolduran insanlarımız arıcılığın sadece en güzel ırk ile çalışmak en güzel ırk arıya sahip olmak anlamını taşıdığını düşünerek gereksiz yere yüksek meblağlara ana arı almakta ama arılarına hakkı ile bakmamaktadırlar.
Unutulmamalıdır ki elimizde bulunan arıya hakkı ile bakar, isteklerini zamanında karşılar, zararlıları ile mücadeleyi uygun şekilde yaparsak arımızdan verim almamak gibi bir sıkıntımız olmaz.
Bunları yazarken çocukluğumun en güzel canlılarından olan güvercinler aklıma geldi
Belki beslediğimiz üzerine konuştuğumuz canlı güvercin olsa idi görünümüne, uçuşuna takla atmasına bakarak ne olduğuna karar verebilirdik. Kaldı ki güvercinler bile sizin ona bakmayı bilmediğiniz durumlarda istediğiniz özelikleri göstermeyeceklerdir. Ne yazık ki çok defa en güzel ırk bu diyerek getirilen güvercinler in arkadaşlarımızın elinde yok oluşunu izlemişimdir.
Dilerim ki kimse arı kaybetmez Ve hiç kimse arıcının çocuğuna veremediği harçlığı onun cebinden alarak rahat bir yaşam sürmeye çalışmaz.
Saygılarımla
- Ne kadar bal aldın?
Olmaktadır. Genel anlamda ülkemiz arıcılığı uzun zamandır bal üretimine ağırlık vermiş, ancak üretilen balın bile temiz ve doğru şartlarda tüketiciye ulaşması arka planda kalmıştır.
Bu gün gelinen noktada arıcılarımız farklı arı ürünlerinin değerini kavramakta ve arıcılığı bal üretmek olarak algılayan düşünceden giderek uzaklaşmaktadır.
Köklü değişimlerin yaşandığı hemen her alanda olduğu gibi arıcılıkta da bilgi kirliliği yaratarak günlük kar elde etme düşüncesi ile yapılan girişimler artmaktadır.
Son yıllarda medyada ve internet sitelerinde yapılan, arı ürünleri sağlık getirdi. Arı sütü kansere çare oldu gibi insanların en sıkıntılı olduğu alanlarda umut ışığı haberler ile yayılan ve insanların bilinçsizce bu ürünlerin nasıl üretildiğini, nasıl korunduğunu, hangi amaçla nasıl ve ne miktarlarda tüketilmesi gerektiğini bile bilmeden tüketmesi sağlanmış ve ülkemiz bu konuda önemli bir Pazar haline gelmiştir.
Okunulan haberler üzerinde birkaç dakika düşünüldüğünde görülmektedir ki bu haber ve yayınlar sadece tüketimi teşvik etmekte ancak bu ürünlerin kaliteli üretimi, ürünün aynı kalitede korunması, tüketiciye ulaştığında doğru şekilde tüketilmesi hakkında bilgi içermeyip sadece tüketim toplumunu körüklemektedirler.
Maalesef aynı durum arıcılığın olmazsa olmazı olan ana arı üretimi ve satışında hızla devam etmektedir.
Burada oyun ırklar üzerinden oynanmakta
Arıcılığı ileri gitmiş ülkelerde uzun çalışmalar sonucu ıslah edilmiş, kendi iklim şartlarına ve arıcılık bilgilerine uygun, o ülke ve arıcı şartlarında verimli olan arı ırkları bizim ülkemize ( genellikle kaçak olarak) getirilerek üzerinde yeterli araştırma yapılmadan arıcılık konusunda gerekli eğitim, bilgi ve beceriye sahip olmayan fakat pazarlamacılık yönü gelişmiş kişilerce
Çok bal ürettiği, çok sakin olduğu, çok hızlı geliştiği gibi söylemlerle ve yurt dışı kaynaklı video ve çevirilerle desteklenerek yurt içinde bulunan ana arı üretme ve pazarlama yetkisine sahip kuruluşların çok daha üzerinde fiyatlara satılmaya çalışılmaktadır. Bu kaçak üreticilerle ve destekçileri ile girilen diyaloglarda savunmaları
- Kayıtlı izinli satış yapılan yerlerde üretilen ana arıların kalitesizliği gibi basit suçlamalardan ileriye gitmemektedir.
Kaldı ki
Bu devletten izin almış kurumlar ve üreticiler kalitesiz ana arı üretiyorsa kullananlar gerekli yerlere şikâyet edip haklarını arama şansları var iken tamamen yasa dışı yollarla ana arı üretimi yapan kişilerden alınan ana arıların garantisini kim verebilir ve hak aranacak makamlar nereleridir? Gibi net bir soruda ortada bulunmaktadır.
Oysa ülkemiz 100 yıllık kaynaklarda bile bir arı cenneti olarak tanımlanmaktadır. İçinde bulunduğumuz topraklarda yabancılar tarafından ıslah edilmiş arı ırklarına ihtiyacımız olmadığı gibi birçok arıcımızın temel verimsizlik sorunu arı ırkı değildir. En temel sorun arıcımızdaki bilgi eksikliğidir.
Gelinen noktada her arıcı kendisini arı ıslahı ve verimli ırk geliştirme konusunda çalışmak zorunda görmekte elindeki arının ihtiyaçlarını zamanında ve eksiksiz karşılayabilmenin, ürettiği arı ürünlerinin çeşit ve kalitesini arttırmanın yollarını düşünmek yerine arı ırklarını ıslah etmenin süper arılar üretmenin yollarını aramaktadır. Bu beyhude düşünceler bizleri harika ırk satan fırsatçılarla karşı karşıya getirmektedir.
Çok üzülerek görmekteyiz ki arıcılığı hobi düzeyinde yapan birçok vatandaşımız bu ırklara ilgi duymakta ve yüksek paralar ödeyerek sahip olmaktadır.
Ancak bu değerli arıcılarımızın gözden kaçırdıkları bir husus
Bu ırkları getirip burada üretip satanlar melez ana arı sattıklarını söylemekte olsalar bile arılıklarındaki ve etraflarındaki arı ırklarını denetleme imkânı olmadığı için ürettikleri ana arıların özellikleri hakkında bir bilgi sahibi değildirler ve olamazlarda.
Üzülerek görmekteyim ki işlerinden arta kalan zamanı arıcılık gibi güzel bir uğraşı ile dolduran insanlarımız arıcılığın sadece en güzel ırk ile çalışmak en güzel ırk arıya sahip olmak anlamını taşıdığını düşünerek gereksiz yere yüksek meblağlara ana arı almakta ama arılarına hakkı ile bakmamaktadırlar.
Unutulmamalıdır ki elimizde bulunan arıya hakkı ile bakar, isteklerini zamanında karşılar, zararlıları ile mücadeleyi uygun şekilde yaparsak arımızdan verim almamak gibi bir sıkıntımız olmaz.
Bunları yazarken çocukluğumun en güzel canlılarından olan güvercinler aklıma geldi
Belki beslediğimiz üzerine konuştuğumuz canlı güvercin olsa idi görünümüne, uçuşuna takla atmasına bakarak ne olduğuna karar verebilirdik. Kaldı ki güvercinler bile sizin ona bakmayı bilmediğiniz durumlarda istediğiniz özelikleri göstermeyeceklerdir. Ne yazık ki çok defa en güzel ırk bu diyerek getirilen güvercinler in arkadaşlarımızın elinde yok oluşunu izlemişimdir.
Dilerim ki kimse arı kaybetmez Ve hiç kimse arıcının çocuğuna veremediği harçlığı onun cebinden alarak rahat bir yaşam sürmeye çalışmaz.
Saygılarımla
24 Ekim 2010 Pazar
şimdi oturup afiyetle yiyelim yabancı ülkelerden gelen dana etini.. çok ses etmeyin be tembeller fatmagül başlamadıysa pazar pazar elbet maç yayını bulunur..onu izleyinn..
Koyun gübresi içinde büyümüş,domatesin fasülyenin mısırın dibine elleriyle gübre koyup elllerindeki çatlaklara aldırmadan bulaşık çamaşırı elinde yıkayan anacığını izlerken hiç bir şeyin farkında olmayan bir çocuktum .. Bir domates fidesi boyun eğse, hayvanlarımızdan biri azıcık topallasa üzülen annem bize bağırıp çağırırdı.. anlam veremezdim buna.. şimdi anlıyorum anneciğim seni ..şimdi anlıyorum
Bu yazıda dil bilgisi kuralları eksik olabilr kusura bakmayın..
çocukluktan kalma hatıralar arasına götüren televizyon haberleri deavm ediyor hala. yurt dışından et alıyormuşuz ..... izliyorum .. canlı hayvan geliyormuşş .. bu yazıyı yazarken önümüzden geçen anayoldan en azıından 5 tane tır geçti .. sanırım bunlar o hayvanlar olmalı.. kasaları özel ve iki katlıydı ..
isyan ediyor konuştuğum herkes .. tarım bitti .. efendim domates beş tl.. inanın kime elimi atsam herkes şikayetçi.. bal para etmiyor.. çocuklarımız düzgün beslenemiyor.. ....şikayet çok ... hemde hiç durmaksısın şikayet ediyoruz..
peki biz neydik... açıka soruyorum size biz neydik de şimdi böyle şikayet ediyoruz..
biz evinde olanın en iyisini komşusuna yada yoldan gecen ihtiyaç sahibine verebilen insanlardık değilmi.??
ben annem evde yokken kapıdaki domates sepetini görüp bir tane isteyen arkadaşıma annem onları yemek yapacak olmaz dediğim için dayak yemiş biriyim.. ve ardından arkadaşımın evine o sepeti olduğu gibi götürüp annem bunu size yolladı yaptığım için özür dilerim bu sizinmiş zaten Annem size toplamış dedirtti bana annem..,CANIM ANNEM
şimdi siz bahçesinden koparttığı iki domastesi komşusuna hediye eden kaç kişi tanıyorsunuz????
şimdi siz çocuğunuz bir kedinin başını okşasa pis o piss elleme derken dışarıdan et almamıza isyan mı ediyorsunuz..gerçekleri görmek gerekmiyormu dostlar.. dün küspe ve gübre kokusundan tiksindiği için insanlar komşularını şikayet ediyordu.. neredeyse ilçelerde bile hayvan kalmadı bu yüzden.bir tavuk bile yok çoğu köyde .. inanın kuluçka tavuğun altına koymak için yumurta arıyorum yok kardeşim olan da ya bir ya iki tane.. şimdi siz betondan binalarınızla gurur duyarken pek çok avrupa ülkesinde kanunlar betonarme binaların yogun tarım ve hayvancılık yapılan yerlerde yapılmasını yasaklıyor.. internet elinizin altında çevirileri okuyunn.. siz her fırsatta avrupa vatandaşlığı hayali kurup evinizdeki koltuktan oturma organınızı kaldırmadan ezele , vadiye fatmagülün hazin sonuna odaklanmışken, avrupada yayın organları sürekli ileri tarım teknolojlerini yayınlıyor ..merak ettiniz mi bizim o ünlü bir artistimiz vardı .. hani şu behlül.. okuyorum bazen geliyor karşıma arap ülkelerinde çok ünlüymüş kendisi kadınlar erkekler herkes ona bayılıyormuş .. peki niye kanadada fransada arjantinde şilide amerikada ünlü değil..sordunuz mu hiçç .. amerikada net yokmu takip edemiyormu kime o dizileri .... bunun cavabı çok basit izlemiyorlar kardeşim .. yabancı dile gerek yok google sitesinin çeviri sekmesini tıklatın ve yabanci siteleri dolaşın .. içi boş olan pek az site bulursunuz emin olun ..
alman ingiliz ispanyol bize et satıyor diye bağıranlar bir buzağının başını okşadınız mı .. doktorlar çok çalışmaktan şikayetçi bizim ülkemizde her birinizin altında son model araba var sayın doktorlar emin olun hastaneden 4 arkadaş birleşip arabanızı satsanız size her ürünü doğal şekilde sunacak bir çiftlik kurabilir. sadece hafta sonları ailenizle gidip bir buzağının doğumunu izlemek orada iki kovana rı bakmak bile tüm stresinizi alıcaktır..hem ülkemizde işsizlik hat safhada .. işçidede sorun yok emin olun.. neler ne imkanlar var ülkemizde
ama biz para yok kardeşim diye ağlarken senede bir araba değiştirebilen insanlar olduğumuz için bu halde olmayada mahkumuz eki şimdi kahvede oturanlara geliyorum .. doktor yorgunluktan şikayetçi sizin kiminiz iş yok diyor kiminiz emekliyim allah devlet babadan razı olsun diyor takılıyorsunuz öyle okey taşlarına batak kağıtlarına ....
e babalar abiler ..sizin evinizde aşınız kaynıyomu .. kaynıyodur şimdilik bi kuru fasulya elbet yanınada bikuru soğann ohhhh allaha şükürrr.. yakında merak etmeyin amerikan fasulyesi fransız soğanı olcak onlarda...az kaldı azz.. baba yaş 48 direk gibi adamsın emeklioldum diye sarılmış sın kahve masasına 25 senem geçti be diye muhabet ediyon arkadaşlarınla elinde bide cigara emekli işi ucuzundan :)))) sahi en ucuzu 4 lira değilmi onun .. bi beş senenide o alsa elinden yine ortalama 70 i görecen sen demiii:) benim dedem 72 yaşında 3 inek bakııyordu kapısında .. bilmem anlatabildim miii.
şimdi oturup afiyetle yiyelim yabancı ülkelerden gelen dana etini.. çok ses etmeyin be temmbeller fatmagül başlamasıysa pazar pazar elbet maç yayını bulunur..onu izleyinn..
not ( et pahalı diyenler merak çok fazla ithal ürün var kesenize göre olanına bakınız sizde sizede afiyet olsun..)
Bu yazıda dil bilgisi kuralları eksik olabilr kusura bakmayın..
çocukluktan kalma hatıralar arasına götüren televizyon haberleri deavm ediyor hala. yurt dışından et alıyormuşuz ..... izliyorum .. canlı hayvan geliyormuşş .. bu yazıyı yazarken önümüzden geçen anayoldan en azıından 5 tane tır geçti .. sanırım bunlar o hayvanlar olmalı.. kasaları özel ve iki katlıydı ..
isyan ediyor konuştuğum herkes .. tarım bitti .. efendim domates beş tl.. inanın kime elimi atsam herkes şikayetçi.. bal para etmiyor.. çocuklarımız düzgün beslenemiyor.. ....şikayet çok ... hemde hiç durmaksısın şikayet ediyoruz..
peki biz neydik... açıka soruyorum size biz neydik de şimdi böyle şikayet ediyoruz..
biz evinde olanın en iyisini komşusuna yada yoldan gecen ihtiyaç sahibine verebilen insanlardık değilmi.??
ben annem evde yokken kapıdaki domates sepetini görüp bir tane isteyen arkadaşıma annem onları yemek yapacak olmaz dediğim için dayak yemiş biriyim.. ve ardından arkadaşımın evine o sepeti olduğu gibi götürüp annem bunu size yolladı yaptığım için özür dilerim bu sizinmiş zaten Annem size toplamış dedirtti bana annem..,CANIM ANNEM
şimdi siz bahçesinden koparttığı iki domastesi komşusuna hediye eden kaç kişi tanıyorsunuz????
şimdi siz çocuğunuz bir kedinin başını okşasa pis o piss elleme derken dışarıdan et almamıza isyan mı ediyorsunuz..gerçekleri görmek gerekmiyormu dostlar.. dün küspe ve gübre kokusundan tiksindiği için insanlar komşularını şikayet ediyordu.. neredeyse ilçelerde bile hayvan kalmadı bu yüzden.bir tavuk bile yok çoğu köyde .. inanın kuluçka tavuğun altına koymak için yumurta arıyorum yok kardeşim olan da ya bir ya iki tane.. şimdi siz betondan binalarınızla gurur duyarken pek çok avrupa ülkesinde kanunlar betonarme binaların yogun tarım ve hayvancılık yapılan yerlerde yapılmasını yasaklıyor.. internet elinizin altında çevirileri okuyunn.. siz her fırsatta avrupa vatandaşlığı hayali kurup evinizdeki koltuktan oturma organınızı kaldırmadan ezele , vadiye fatmagülün hazin sonuna odaklanmışken, avrupada yayın organları sürekli ileri tarım teknolojlerini yayınlıyor ..merak ettiniz mi bizim o ünlü bir artistimiz vardı .. hani şu behlül.. okuyorum bazen geliyor karşıma arap ülkelerinde çok ünlüymüş kendisi kadınlar erkekler herkes ona bayılıyormuş .. peki niye kanadada fransada arjantinde şilide amerikada ünlü değil..sordunuz mu hiçç .. amerikada net yokmu takip edemiyormu kime o dizileri .... bunun cavabı çok basit izlemiyorlar kardeşim .. yabancı dile gerek yok google sitesinin çeviri sekmesini tıklatın ve yabanci siteleri dolaşın .. içi boş olan pek az site bulursunuz emin olun ..
alman ingiliz ispanyol bize et satıyor diye bağıranlar bir buzağının başını okşadınız mı .. doktorlar çok çalışmaktan şikayetçi bizim ülkemizde her birinizin altında son model araba var sayın doktorlar emin olun hastaneden 4 arkadaş birleşip arabanızı satsanız size her ürünü doğal şekilde sunacak bir çiftlik kurabilir. sadece hafta sonları ailenizle gidip bir buzağının doğumunu izlemek orada iki kovana rı bakmak bile tüm stresinizi alıcaktır..hem ülkemizde işsizlik hat safhada .. işçidede sorun yok emin olun.. neler ne imkanlar var ülkemizde
ama biz para yok kardeşim diye ağlarken senede bir araba değiştirebilen insanlar olduğumuz için bu halde olmayada mahkumuz eki şimdi kahvede oturanlara geliyorum .. doktor yorgunluktan şikayetçi sizin kiminiz iş yok diyor kiminiz emekliyim allah devlet babadan razı olsun diyor takılıyorsunuz öyle okey taşlarına batak kağıtlarına ....
e babalar abiler ..sizin evinizde aşınız kaynıyomu .. kaynıyodur şimdilik bi kuru fasulya elbet yanınada bikuru soğann ohhhh allaha şükürrr.. yakında merak etmeyin amerikan fasulyesi fransız soğanı olcak onlarda...az kaldı azz.. baba yaş 48 direk gibi adamsın emeklioldum diye sarılmış sın kahve masasına 25 senem geçti be diye muhabet ediyon arkadaşlarınla elinde bide cigara emekli işi ucuzundan :)))) sahi en ucuzu 4 lira değilmi onun .. bi beş senenide o alsa elinden yine ortalama 70 i görecen sen demiii:) benim dedem 72 yaşında 3 inek bakııyordu kapısında .. bilmem anlatabildim miii.
şimdi oturup afiyetle yiyelim yabancı ülkelerden gelen dana etini.. çok ses etmeyin be temmbeller fatmagül başlamasıysa pazar pazar elbet maç yayını bulunur..onu izleyinn..
not ( et pahalı diyenler merak çok fazla ithal ürün var kesenize göre olanına bakınız sizde sizede afiyet olsun..)
31 Temmuz 2010 Cumartesi
ARICILIK MI ŞAKLABANLIK MI KALİTELİ ANA ARIMI TUZAK MI ?
Piyasada kendilerini ülke arıcılığının isa mesihi olarak tanıtan şahısların internet üzerinde yaptıkları şaklabanlıktan öteye geçmeyen davranışları sorgulamak gerekmiyormu diye soruyorum bu yazıda..
Özellikle ana arı yetiştirmek her arıcının bilmesi gereken arıcılarının en çok zevk aldığı onlara üretme ,kazanma, ve başarı duygusunu her sezon yaşatan bir uygulama iken özellikle küçük çapta arıcılık yapan vatandaşlarımızı hedef alan internet üzerinde her fırsata bilim adamlarını eleştiren ülke arıcılığına yıllarca emek vermiş kişileri birşey bilmemek ile suçlayan ve ne hikmetse yurt dışından gelmiş arıların tek ümit olduğunu düşünen kişilerin sitelerine bloğlarına bir bakınız.. söylemleri aynen şudur.. biz yaptıklarımızı paylaşıyoruz bilim adamları yatıyor ..ama unutmayınız o kişilerde bizim bilim adamlarımıızn eserleri ile arıcılığa başlamış ve devam ettirmekte.. aynı şahıslar ülkede görülmemiş fiyatlara ana arı satıyorlar ve ana arı üretmek için hiç bir izinleri yok.. baktığınızda ise bulundukları konum itibarı ile ülkemizin küçük bir bölgesinde tanıdık eş dosta hizmet veren bu değerli arıcılar ( değerli olmalılar ki piyasada 18 ila 20 tl ye faturalı makbuzlu ana arı varken 35 ila 70 tlye belgesiz fişsiz vergisiz ana arı satıyorlar) arıcılık uygulamaları,kullandıkları ilaçlar ve hatta ana arı yetiştirme yöntemleri olarak o hep kötüledikleri bilim adamlarımızın yazılarından bir adım dışarı çıkmayan uygulamaları şu ülkeden ne zorlukla aldık getirdik bu ülkede böyleydi biz de öle olcaz yakında şu ırkı edinelim diye boyayıp boyayıp yeni icatmış gibi pazarlayanlara arıcımı şaklabanmı demeli bilmiyorum..çalışkan insandırlar emek vermişlerdir sözüm yok.. öğrenmişlerdir öğretmek isterler onada sözüm yok ama bu ülkede hayatını arıya arıcılığa adamış insanları kötüleyerek üniversiteleri kurumları suçlayarak o kurumlarda üretilen bilgiden araştırmadan faydalanıpta konuşmak şaklabanlıktan başka bir şey değildir... kullandıkları ırkların günlük yumurtlama özelliklerini uysallıklarını efendim bal verimlerini sürekli ağzından düşürmeyen bu arıcılık kurtarıcıları acaba unutuyorlarmı ki??
hangi kaynağa bakarsanız bakın günümüzde en önemli özellik hastalık ve zararlılara direnç tir ?
peki hangisi internet sitesinde bu yönde bir yazı yazıp size cevap verebilir...... elden ana arı satanların hangisi ben şu yöntemle ana arıyı ıslah ettim de şu testler ile hastalık ve zararlıya dayanıklı olduğunu biliyorum diye bilir. insanımızın para kazanmasına karşı değilim ama maddi kazançlar için ülke insanına sanki yeni bir arı ırkıymış gibi överek ne olduğu bilinmeyen ana arıları satmak bencilliktir.. insanımıza sesleniyorum. internette arama motoruna arıcılık yada ana arı yazdığınızda çıkan her adres doğru ana arıyı temin edeceğiniz adres değildir. sizin hangi ırkı kullanmanız gerektiği internetin maddi kazançlara alet olmuş şaklaban sayfalarında yazmıyor efendiler.. hangi ırkın ana arılarını kullanmanız gerektiği kendi bölgenizde üretilen uzun yıllardır kullanılan arılar içinde kendi gözlemleriniz ve konunun uzmanı kurumlardan alacağınız yardım sayesinde kendi çabalarınızla bulmanız gerekiyor .. evet komşu arıcınız size yardım edebilir buna inanırım .. çok güzel örneklerinide okuyoruz internet üzerinde.. ama sadece uysal diye sadece sizin bölgenizde hiç olmayan nektar akımlarında çok bal yaptığı süslü internet sitelerinde yazıyor diye yabancı gelinler alıp arıcılığımıza bir baltada siz vurmayınız...
Türkiyede ana arı üretimi bir yasal mevzuatla belirlenmiştir. arıcılarımızın temel sorunlarından biri olan ana arı temininde bu mevzuatlara uyan kendilerine her ana arı için fatura verebilen işletmelerle çalışmaları kendileri yararına değilde nedir acaba? her fırsatta bilim insanlarına saldıran oradan buradan gelen arıdan sihirli formülle ürettim diyerek piyadasa ki ana arıların çok üzerinde fiyatlara ana arı satan arıcılık şaklabanlarına itimat etmek araştırmadan bilmeden her ana arıyı arılığımıza sokmak gelecek nesillerdeki arıcılığımızı tehlikeye sokmaktadır..
şuan avrupa ülkelerinde özellikle sınır komşumuz olan balkanlarda oraya uyumlu karniyoller satılmaktadır.. isteyen herkes bu anarıları getirebilir..avrupaya uzanmaya gerek bile yokyani.. aldanmayınız. değerli arıcılar kaçak yollardan ülkemize gelen bu ana arılar hiç bilmediğiniz bu güne kadar ülkemizde görülmemiş arı hastalık ve zararlılarınıda beraberinde getirebileceği gibi oradaki iklime uyumlu ırkların ülkemizin her yerine yayılıp bölgelere hattta aynı bölge içinde çeşitli olaylara göre değişsen iklime uyum sağlamasını da beklemek yanlış olacaktır.. ayrıca uzun zamandır bilinen ve endişe uyandıran bir konuda genetik kirlilik konusudur ki zaten hali hazırda bu sorun var ken hayal ürünü olan verimler için yabancı arıları her bölgeye yaymak mantıksızdır..
Değerli arıcılar.. Ülkemiz arıcılığı sıkıntılı konumdadır. eldeki potansiyel değerlendirilememektedir..bunu kabul etmek gerekiyor. Ama şunu bilmeliyiz ki dünyanın gerisinde olduğumuzu söyleyenler arı kolonilerinden aldığımız verimi baz alarak konuşuyor ancak bunların bir çoğu bizi pazar olarak olarak gören kişiler. dünyanın gerisinde isek bizim ihtiyacımız olan şey arıcılık uygulamalarını iyi öğrenmek bir tek mumu bile ziyan etmemek nektar akımlarını en yüksek düzeye yayarlanacak şekilde koloni yönetimini öğrenmek ve bunu geliştirmek AYRICA SADECE BAL DEĞİL ARININ HER ÜRÜNÜNÜ ÜRETMEK VE SAĞLIKLI ŞEKİLDE TÜKETİCİYE ULAŞTIRMAK...ıslah edilmiş genç kaliteli ana arılara ihtiyacımız var ama ana arılarda bizim ırklarımızdan bizim elimizde yetişmeli yoksa almanın mercedesinin bmw sinin italyanın ferrarisinin bizim ülkemizin taşlı topraklı yollarında bizlere çok bi faydası yok..
bu linkleri okumanızı ve sizlere adeta yolunacak kaz gibi davranan ve her imkanını bulduğunda bu ana arıları damızlık getirip üretmek şıu kadara mal oldıu oof bi bilsen diye yakınan ama devletine bir kuruş vergi vermeyen şahışların yüzüne vurmanızı tavsiye ediyorum .. saygılarımla
http://www.tarim.gov.tr/uretim/Aricilik,dam_anaari_uygesaslari.html
http://www.zmo.org.tr/mevzuat/mevzuat_detay.php?kod=163
http://www.tarim.com.tr/haber/haberdetay.asp?ID=1076
not şaklaban kelimesi lütfen kimseyi kırmasın şaklabanlar insanları eğlendiren ve neşe saçan kişilerdir.. sözlük anlamı ise -Şen, şakaci ve güldürücü (kimse) - olarak geçmekte ama mallesef yazımda geçen şaklabanlar arıcılarımızı güldürmek vaadiyle uzun vadede ağlatacak olduğuna inandığım kişilerdir
Özellikle ana arı yetiştirmek her arıcının bilmesi gereken arıcılarının en çok zevk aldığı onlara üretme ,kazanma, ve başarı duygusunu her sezon yaşatan bir uygulama iken özellikle küçük çapta arıcılık yapan vatandaşlarımızı hedef alan internet üzerinde her fırsata bilim adamlarını eleştiren ülke arıcılığına yıllarca emek vermiş kişileri birşey bilmemek ile suçlayan ve ne hikmetse yurt dışından gelmiş arıların tek ümit olduğunu düşünen kişilerin sitelerine bloğlarına bir bakınız.. söylemleri aynen şudur.. biz yaptıklarımızı paylaşıyoruz bilim adamları yatıyor ..ama unutmayınız o kişilerde bizim bilim adamlarımıızn eserleri ile arıcılığa başlamış ve devam ettirmekte.. aynı şahıslar ülkede görülmemiş fiyatlara ana arı satıyorlar ve ana arı üretmek için hiç bir izinleri yok.. baktığınızda ise bulundukları konum itibarı ile ülkemizin küçük bir bölgesinde tanıdık eş dosta hizmet veren bu değerli arıcılar ( değerli olmalılar ki piyasada 18 ila 20 tl ye faturalı makbuzlu ana arı varken 35 ila 70 tlye belgesiz fişsiz vergisiz ana arı satıyorlar) arıcılık uygulamaları,kullandıkları ilaçlar ve hatta ana arı yetiştirme yöntemleri olarak o hep kötüledikleri bilim adamlarımızın yazılarından bir adım dışarı çıkmayan uygulamaları şu ülkeden ne zorlukla aldık getirdik bu ülkede böyleydi biz de öle olcaz yakında şu ırkı edinelim diye boyayıp boyayıp yeni icatmış gibi pazarlayanlara arıcımı şaklabanmı demeli bilmiyorum..çalışkan insandırlar emek vermişlerdir sözüm yok.. öğrenmişlerdir öğretmek isterler onada sözüm yok ama bu ülkede hayatını arıya arıcılığa adamış insanları kötüleyerek üniversiteleri kurumları suçlayarak o kurumlarda üretilen bilgiden araştırmadan faydalanıpta konuşmak şaklabanlıktan başka bir şey değildir... kullandıkları ırkların günlük yumurtlama özelliklerini uysallıklarını efendim bal verimlerini sürekli ağzından düşürmeyen bu arıcılık kurtarıcıları acaba unutuyorlarmı ki??
hangi kaynağa bakarsanız bakın günümüzde en önemli özellik hastalık ve zararlılara direnç tir ?
peki hangisi internet sitesinde bu yönde bir yazı yazıp size cevap verebilir...... elden ana arı satanların hangisi ben şu yöntemle ana arıyı ıslah ettim de şu testler ile hastalık ve zararlıya dayanıklı olduğunu biliyorum diye bilir. insanımızın para kazanmasına karşı değilim ama maddi kazançlar için ülke insanına sanki yeni bir arı ırkıymış gibi överek ne olduğu bilinmeyen ana arıları satmak bencilliktir.. insanımıza sesleniyorum. internette arama motoruna arıcılık yada ana arı yazdığınızda çıkan her adres doğru ana arıyı temin edeceğiniz adres değildir. sizin hangi ırkı kullanmanız gerektiği internetin maddi kazançlara alet olmuş şaklaban sayfalarında yazmıyor efendiler.. hangi ırkın ana arılarını kullanmanız gerektiği kendi bölgenizde üretilen uzun yıllardır kullanılan arılar içinde kendi gözlemleriniz ve konunun uzmanı kurumlardan alacağınız yardım sayesinde kendi çabalarınızla bulmanız gerekiyor .. evet komşu arıcınız size yardım edebilir buna inanırım .. çok güzel örneklerinide okuyoruz internet üzerinde.. ama sadece uysal diye sadece sizin bölgenizde hiç olmayan nektar akımlarında çok bal yaptığı süslü internet sitelerinde yazıyor diye yabancı gelinler alıp arıcılığımıza bir baltada siz vurmayınız...
Türkiyede ana arı üretimi bir yasal mevzuatla belirlenmiştir. arıcılarımızın temel sorunlarından biri olan ana arı temininde bu mevzuatlara uyan kendilerine her ana arı için fatura verebilen işletmelerle çalışmaları kendileri yararına değilde nedir acaba? her fırsatta bilim insanlarına saldıran oradan buradan gelen arıdan sihirli formülle ürettim diyerek piyadasa ki ana arıların çok üzerinde fiyatlara ana arı satan arıcılık şaklabanlarına itimat etmek araştırmadan bilmeden her ana arıyı arılığımıza sokmak gelecek nesillerdeki arıcılığımızı tehlikeye sokmaktadır..
şuan avrupa ülkelerinde özellikle sınır komşumuz olan balkanlarda oraya uyumlu karniyoller satılmaktadır.. isteyen herkes bu anarıları getirebilir..avrupaya uzanmaya gerek bile yokyani.. aldanmayınız. değerli arıcılar kaçak yollardan ülkemize gelen bu ana arılar hiç bilmediğiniz bu güne kadar ülkemizde görülmemiş arı hastalık ve zararlılarınıda beraberinde getirebileceği gibi oradaki iklime uyumlu ırkların ülkemizin her yerine yayılıp bölgelere hattta aynı bölge içinde çeşitli olaylara göre değişsen iklime uyum sağlamasını da beklemek yanlış olacaktır.. ayrıca uzun zamandır bilinen ve endişe uyandıran bir konuda genetik kirlilik konusudur ki zaten hali hazırda bu sorun var ken hayal ürünü olan verimler için yabancı arıları her bölgeye yaymak mantıksızdır..
Değerli arıcılar.. Ülkemiz arıcılığı sıkıntılı konumdadır. eldeki potansiyel değerlendirilememektedir..bunu kabul etmek gerekiyor. Ama şunu bilmeliyiz ki dünyanın gerisinde olduğumuzu söyleyenler arı kolonilerinden aldığımız verimi baz alarak konuşuyor ancak bunların bir çoğu bizi pazar olarak olarak gören kişiler. dünyanın gerisinde isek bizim ihtiyacımız olan şey arıcılık uygulamalarını iyi öğrenmek bir tek mumu bile ziyan etmemek nektar akımlarını en yüksek düzeye yayarlanacak şekilde koloni yönetimini öğrenmek ve bunu geliştirmek AYRICA SADECE BAL DEĞİL ARININ HER ÜRÜNÜNÜ ÜRETMEK VE SAĞLIKLI ŞEKİLDE TÜKETİCİYE ULAŞTIRMAK...ıslah edilmiş genç kaliteli ana arılara ihtiyacımız var ama ana arılarda bizim ırklarımızdan bizim elimizde yetişmeli yoksa almanın mercedesinin bmw sinin italyanın ferrarisinin bizim ülkemizin taşlı topraklı yollarında bizlere çok bi faydası yok..
bu linkleri okumanızı ve sizlere adeta yolunacak kaz gibi davranan ve her imkanını bulduğunda bu ana arıları damızlık getirip üretmek şıu kadara mal oldıu oof bi bilsen diye yakınan ama devletine bir kuruş vergi vermeyen şahışların yüzüne vurmanızı tavsiye ediyorum .. saygılarımla
http://www.tarim.gov.tr/uretim/Aricilik,dam_anaari_uygesaslari.html
http://www.zmo.org.tr/mevzuat/mevzuat_detay.php?kod=163
http://www.tarim.com.tr/haber/haberdetay.asp?ID=1076
not şaklaban kelimesi lütfen kimseyi kırmasın şaklabanlar insanları eğlendiren ve neşe saçan kişilerdir.. sözlük anlamı ise -Şen, şakaci ve güldürücü (kimse) - olarak geçmekte ama mallesef yazımda geçen şaklabanlar arıcılarımızı güldürmek vaadiyle uzun vadede ağlatacak olduğuna inandığım kişilerdir
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
